Günümüzde pazarlama dünyası,
daha önce hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor. Dijital dönüşüm, medya tüketim
alışkanlıkları, yapay zeka tabanlı içerik üretimi ve veri temelli kararlar
markaları yeniden konumlandırmaya zorluyor. Ancak tüm bu karmaşa içinde bazı
ilkeler, geçerliliğini ve değerini koruyor.
Bob
Hoffman’ın 22 Eylül 2020 tarihinde paylaştığı “Marka
Pazarlamasının Sekiz İlkesi”, bugünün pazarlama dünyasına derin
bir stratejik perspektif sunmakla kalmıyor; aynı zamanda iyi marka yöneticileri için bir pusula işlevi
görüyor.
LaBrand
olarak, bu ilkeleri yalnızca teori olarak değil, her markaya sunduğumuz
çözümlerin merkezine yerleştiriyoruz.
1. Pazarlama, İhtimalleri Artırmak Sanatıdır
Bir
markanın sürdürülebilir büyümesi için geniş kitlelere ulaşması zorunluluktur.
Marka yöneticilerinin temel sorusu şudur:
“Bu hafta markamı kaç kişi gördü, duydu, fark etti?”
Hoffman’ın da belirttiği gibi, sadakat değil, erişim kazandırır.
“Az sayıda
insana çok şey satmak” değil, çok sayıda
insana ulaşmak gerekir.
2. Satın Alma Kararları Duygu Temellidir
Mantıksal
mesajlar elbette değerlidir; ancak davranışı tetikleyen şey duygudur.
Marka olarak hangi duyguyu tetikliyorsunuz? Güven mi? Cesaret mi? Merak mı?
LaBrand
olarak, çalıştığımız markalarda iletişimi salt rasyonel faydalardan ibaret
görmüyoruz. Duygusal rezonans, gerçek etkiyi yaratır.
3. Marka = Şöhret
Bugünün
en güçlü markaları, aynı zamanda en tanınan markalardır.
Bir marka tüketicinin zihnine yerleşmedikçe tercih edilme şansı yok denecek
kadar azdır.
Bilinirlik,
güvenin ön koşuludur.
LaBrand stratejilerinde “önce tanıt, sonra sat” kuralı esastır.
4. Şöhretin Bedeli: Reklamın Gücü
Reklamın
kısa vadeli verimliliğini sorgulamak yerine, uzun vadeli marka değeri yaratma
etkisini görmek gerekir.
Reklam harcamasının bir kısmı boşa gider, evet. Ancak kalan kısmı, markanın
geleceğini inşa eder.
Biz
bu nedenle müşterilerimize daima şunu söyleriz:
“Bugün fark
edilmediğini düşündüğünüz reklamlar, yarın hatırlanma sebebiniz olacak.”
5. Markalar Farklılaşamaz, Ama Ayrışabilir
Pazarda
çok benzer ürünler olabilir ama belirgin
alametifarikalar, markayı akılda kalıcı yapar.
Ses tonu, logo, renk, ambalaj, jingle, slogan… Bunlar sadece estetik değil, stratejik tercihlerdir.
LaBrand
bu öğeleri tutarlılıkla inşa eder; çünkü tutarsız marka, algıda bulanıklık
yaratır.
6. Önce Tercih Ettir, Sonra Sevdir
İnsanlar
önce satın alır, sonra sever.
Sadakat, davranışın ardından gelir.
Bu nedenle markalar, tüketicilerin tercih edebileceği kadar ulaşılabilir ve hazır olmalıdır.
Sadakati değil,
davranışı hedefle.
LaBrand, satın almayı kolaylaştıran stratejilerle çalışır.
7. Geniş Hedefleme, Markanın Büyüme Alanıdır
Dar
hedeflemeyle yapılan kampanyalar anlık dönüşüm getirebilir, ancak marka inşası geniş kitlelerle olur.
Seyrek satın alanlar veya hiç almamış olanlar, bir markanın en büyük büyüme
potansiyelidir.
LaBrand
olarak, markaları küçük gruplar değil, büyük potansiyellerle buluşturuyoruz.
8. Niyet Değil, Etki Önemlidir
Her
iletişim, bir iz bırakır.
Reklamdan ambalaja, sosyal medya paylaşımından müşteri hizmetlerine kadar her
temas noktası, tüketici zihninde marka ile ilgili bir “hikâye” oluşturur.
LaBrand
bu nedenle markaya temas eden her mesajı stratejik olarak kurgular.
Çünkü her kelime, her görsel, markaya yazar.
Sonuç: Marka Yönetimi, Taktik Değil Stratejidir
Bob
Hoffman’ın sekiz ilkesi, pazarlamayı salt satış odaklı bir alan olmaktan
çıkarıyor ve marka inşasını bir strateji sanatı olarak
konumluyor.
LaBrand olarak biz de bu ilkeler doğrultusunda, markaları sadece bugüne değil; yarına da hazırlayan çözümler
üretiyoruz.
Marka olmak bir
süreçtir.
Ama güçlü bir marka olmak, tutarlı ve
cesur adımlar gerektirir.
LaBrand ile Tanışın
Markanızın
pazarda hatırlanır, tercih edilir ve sevilir hale gelmesini istiyorsanız,
LaBrand danışmanlığına bir adım
yaklaşın.
İletişim stratejilerinizi birlikte dönüştürelim.